Birleşmiş Milletler Çevre Meclisi aralık ayında toplanacak. Toplantıda ele alınacak önemli konulardan biri yapay zekânın (AI) çevreye olan etkisinin giderek artması olacak. Bu görüşmeler öncesinde, 21 Eylül 2024 tarihinde ilk kez yayınlanan bir habere göz atalım.
Yapay zekâ teknolojisinin dünyanın en büyük çevre sorunlarının çözümüne katkıda bulunabileceğine dair büyük umutlar var. Bu teknoloji, halihazırda diğer kullanım alanlarının yanı sıra kumun tahrip edici şekilde çıkarılmasını takip etmek ve güçlü bir sera gazı olan metan emisyonlarını kayıt altına almak için kullanılmaktadır.
Ancak giderek artan sayıda araştırmaya göre, yapay zekânın ve ilgili altyapının hızla yaygınlaşmasının çevreye olumsuz etkileri de mevcut. Yapay zekâ sunucularını barındıran ve sayıları hızla artan veri merkezleri elektronik atık üretmektedir. Bu merkezler, birçok yerde tükenmekte olan suyu yüksek miktarda tüketmektedirler. Sürdürülebilir olmayan kritik mineralleri ve nadir elementleri kullanmaktadırlar. Ayrıca, büyük miktarda elektrik harcamaktadırlar. Bu da gezegeni ısıtan sera gazı emisyonlarını artırmaktadır.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Dijital Direktörü Golestan (Sally) Radwan, “Yapay zekânın çevre üzerindeki etkisine dair hâlâ bilmediğimiz çok şey var, ancak elimizdeki bazı veriler endişe verici” dedi. “Bu teknolojiyi geniş ölçekte kullanmaya başlamadan önce, yapay zekânın gezegenimiz üzerindeki nihai etkisinin olumlu olduğundan emin olmalıyız.”
Bu hafta UNEP, yapay zekânın çevresel ayak izini inceleyen ve bu teknolojinin nasıl sürdürülebilir bir şekilde yaygınlaştırılabileceğini ele alan bir konu raporu yayınladı. Bu rapor, yapay zekânın vaatlerini ve tehlikelerini de inceleyen önemli bir UNEP raporu olan “Navigating New Horizons”dan sonra yayınlandı. İşte bu yayınlarda ortaya çıkan bulgular aşağıdaki gibidir.
Öncelikle, Yapay Zekâ Nedir?
Yapay zekâ, bilgiyi işleyebilen ve en azından yüzeysel olarak insan düşüncesini taklit edebilen bir grup teknolojinin genel adıdır. Yapay zekânın ilkel biçimleri 1950'lerden beri mevcuttur. Ancak bu teknoloji son zamanlarda bilgi işlem gücündeki gelişmeler ve yapay zekâ modellerinin eğitimi için çok önemli olan verilerin hızla artması nedeniyle çok hızlı bir şekilde gelişmiştir.
Çevre Konusunda Yapay Zekânın Potansiyeli İnsanları Neden Bu Kadar Heyecanlandırmakta?
Yapay zekanın en büyük avantajı, verilerdeki anormallikler ve benzerlikler gibi kalıpları tespit edebilmesi ve geçmişteki bilgileri kullanarak gelecekteki sonuçları doğru bir şekilde tahmin edebilmesidir. Bu durum, yapay zekâyı çevreyi gözlemlemek ve hükümetlerin, işletmelerin ve bireylerin daha gezegen dostu seçimler yapmasına yardımcı olmak için paha biçilmez bir araç haline getirebilir. Ayrıca verimliliği de artırabilir. Örneğin, UNEP iklim değişikliğine neden olan sera gazlarından metanın, petrol ve gaz tesislerinden ne zaman salındığını tespit etmek için yapay zekâ kullanmaktadır.
Bu tür gelişmeler, yapay zekânın iklim değişikliği, doğa ve biyolojik çeşitlilik kaybı ile kirlilik ve atıklar gibi gezegenimizi etkileyen üçlü krizin en azından bazı yönlerini çözmeye yardımcı olabileceği umudunu güçlendirmektedir.
Peki, Yapay Zekâ Çevre İçin Neden Sorun Teşkil Ediyor?
Navigating New Horizons: çoğu büyük ölçekli yapay zekâ uygulaması, bulut hizmet sağlayıcıları tarafından işletilenler de dahil olmak üzere veri merkezlerinde barındırılmaktadır. Bu veri merkezleri gezegenimize ciddi zararlar verebilir. İçlerinde barındırdıkları elektronik cihazlar çok büyük miktarda hammaddeye ihtiyaç duymaktadır: 2 kg'lık bir bilgisayar üretmek için 800 kg hammadde gerekmektedir. Ayrıca, yapay zekâyı çalıştıran mikroçipler, genellikle çevreye zarar veren yöntemlerle çıkarılan nadir toprak elementlerine ihtiyaç duyar, şeklinde ifade etmektedir.
İkinci sorun ise veri merkezlerinin genellikle cıva ve kurşun gibi tehlikeli maddeler içeren elektronik atıklar üretmesidir.
Üçüncüsü, veri merkezlerinin inşaat sırasında ve faaliyete geçtikten sonra elektrikli bileşenleri soğutmak için su kullanmasıdır. Tahminlere göre, küresel olarak yapay zekâ ile ilgili altyapı, yakında 6 milyon nüfuslu Danimarka'nın altı katı kadar su tüketebilir. İnsanlığın dörtte biri halihazırda temiz su ve sağlık hizmetlerine erişemezken, yapay zekânın bu miktarda su kullanması insanlar için büyük bir sorun teşkil etmektedir.
Son olarak, karmaşık elektronik cihazlarını çalıştırmak için, yapay zekâ teknolojisini barındıran veri merkezleri çok fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve bu enerji çoğu yerde hâlâ fosil yakıtların yakılmasıyla elde edildiğinden, gezegeni ısıtan sera gazları üretilmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı, yapay zekâ tabanlı sanal asistan ChatGPT üzerinden yapılan bir isteğin Google Arama'nın 10 katı elektrik tükettiğini bildirmiştir. Küresel veriler sınırlı olsa da, ajans İrlanda'nın teknoloji merkezinde yapay zekânın yükselişiyle birlikte 2026 yılına kadar veri merkezlerinin ülkenin enerji kullanımının yaklaşık yüzde 35'ini oluşturabileceğini tahmin etmektedir.
Yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezlerinin sayısı 2012'deki 500.000'den 8 milyona yükseldi ve uzmanlar küresel ölçekte bu teknolojinin talebinin artmaya devam edeceğini öngörmektedir.
Çevre Konusunda Yapay Zekânın Öngörülemez Bir Unsur Olduğu Söylenmektedir? Peki Neden?
Veri merkezlerinin çevreye olası etkilerini oldukça iyi biliyoruz. Ancak yapay zekâ tabanlı uygulamaların gezegeni nasıl etkileyeceğini tahmin etmek imkânsız. Bazı uzmanlar bunların istenmeyen sonuçlara yol açabileceğinden endişe duymaktadır. Örneğin, yapay zekâ destekli sürücüsüz otomobillerin geliştirilmesi, daha fazla insanın bisiklet veya toplu taşıma yerine araba kullanmasına neden olarak, sera gazı emisyonlarını artırabilir. Ayrıca uzmanların “üst düzey etkiler” olarak adlandırdığı bir durum da var. Örneğin, yapay zekâ iklim değişikliği hakkında yanlış bilgiler üretmek için kullanılabilir. Bu durum halkın iklim değişikliği tehdidini küçümsemesine yol açabilir.
Yapay Zekânın Çevresel Etkileri Konusunda Önlem Alan Var Mı?
190'dan fazla ülke, çevreyi de kapsayan yapay zekânın etik kullanımı konusunda bir dizi bağlayıcı olmayan tavsiyeyi kabul etti. Ayrıca, hem Avrupa Birliği hem de Amerika Birleşik Devletleri, yapay zekânın çevresel etkisini azaltmak için yasalar çıkardı. Ancak Radwan bu tür politikaların çok az olduğunu ve nadiren uygulandığını söylemekte.
“Hükümetler ulusal yapay zekâ stratejileri geliştirmek için yarışıyor, ancak çevre ve sürdürülebilirliği nadiren dikkate alıyorlar. Çevresel koruma önlemlerinin eksikliği, yapay zekâ ile ilgili diğer koruma önlemlerinin eksikliği kadar tehlikelidir.”
Dünya, Yapay Zekânın Çevresel Etkilerini Nasıl Kontrol Altına Alabilir?
UNEP'in yeni raporunda beş ana öneri bulunmaktadır.
- İlk olarak, ülkeler yapay zekânın çevresel etkisini ölçmek için standart prosedürler oluşturabilir; şu anda bu konuda güvenilir bilgi eksikliği vardır.
- İkincisi, UNEP'in desteğiyle hükümetler şirketlerin yapay zekâ tabanlı ürün ve hizmetlerin doğrudan çevresel sonuçlarını açıklamalarını zorunlu kılan düzenlemeler geliştirebilir.
- Üçüncüsü, teknoloji şirketleri yapay zekâ algoritmalarını daha verimli hale getirerek enerji taleplerini azaltabilir, suyu geri dönüştürebilir ve mümkün olduğunda bileşenleri yeniden kullanabilir.
- Dördüncüsü, ülkeler şirketleri yenilenebilir enerji kullanmak ve karbon emisyonlarını dengelemek dahil olmak üzere veri merkezlerini daha çevreci hale getirmeye teşvik edebilir.
- Son olarak, ülkeler yapay zekâ ile ilgili politikalarını daha geniş kapsamlı çevre düzenlemelerine dahil edebilir.
UNEP, dünyanın gelecekteki çevresel zorluklarıyla daha iyi başa çıkabilmesine yardımcı olmaya odaklanmaktadır. Bunu başarmak için, stratejik öngörü çalışmalarımızı hızlandırarak gezegene yönelik yeni tehditleri araştırıyoruz. Bu süreç, bu yılın başlarında yayınlanan “Navigating New Horizons-A Global Foresight Report on Planetary Health and Human Wellbeing” (Yeni Ufuklara Yelken Açmak – Gezegen Sağlığı ve İnsan Refahı Hakkında Küresel Öngörü Raporu) adlı raporun hazırlanmasıyla sonuçlandı. Uluslararası Bilim Konseyi ile iş birliği içinde hazırlanan bu rapor, iklim değişikliği, doğa ve biyolojik çeşitlilik kaybı ile kirlilik ve atıklar olmak üzere üçlü gezegen krizini hızlandıran sekiz küresel değişimi incelemiştir.
Birleşmiş Milletler Çevre Meclisi Hakkında
UNEA (United Nations Environment Assembly), çevre konusunda dünyanın en üst düzey karar alma organıdır ve Birleşmiş Milletler'in 193 üye devletinin tümünü bünyesinde barındırmaktadır. İki yılda bir toplanarak küresel çevre gündemini belirlemekte, genel politika kılavuzları sağlamakta ve ortaya çıkan çevresel zorlukları ele almak için politika yanıtlarını tanımlamaktadır. UNEA-7, 8-12 Aralık 2025 tarihleri arasında, Kenya'nın Nairobi kentindeki BM Çevre Programı genel merkezinde gerçekleştirilecektir. Bu yılki oturumda, diğer konuların yanı sıra, UNEP'in 2026-2029 Orta Vadeli Stratejisi'nin onaylanması da yer alacaktır.
Kaynak: United Nations Environment Programme (UNEP)
Çeviren: Ayşe Hümeyra Sevim
Create Your Own Website With Webador